İskenderiye Kütüphanesi

11/4/2009 · Kategori: Tarih



M.Ö. III. yüzyılda İskenderiye'de kurulmuş olan kütüphane, insanlık tarihinde meydana getirilmiş önemli eserlerden biridir. Eski kaynaklar, burada 900 bin cilt el yazması eserin toplandığını kaydeder.

İskenderiye şehri M.Ö. 382 yılında, Makedonyalı Büyük İskender tarafından kurulmuştur. Onun ölümüyle imparatorluğun dağılışı sonunda kumandanlarından Lagus’un oğlu Ptolemaeus’un eline geçti. O da Mısır’da krallığını ilan etti. Mısır’da 300 yıl devam eden bu hanedanın ilk hükümdarı olup, 383 yılında 24 yaşında iken 24 yıl hüküm sürmüştür. Savaşı sevmeyen Ptolemaeus, hiçbir zaman ülkesinin sınırlarını genişletmek hevesine kapılmadı. Bilim ve edebiyata düşkünlüğüyle, Mısırlılar'ın gelenek ve göreneklerini, dinlerini benimseyerek halkın sevgisini kazandı. Eski kanunları, dini törenleri muhafaza etmekle kalmayıp, eski Mısır hükümdarlarının lakabı olan Firavun unvanını aldı ve onları taklit ederek öz kızkardeşiyle evlendi.

Bu yeni devletin merkezi İskenderiye şehriydi. Yeni firavun burayı baştanbaşa onarıp, genişleterek o devrin en meşhur başkenti haline getirdi. Burada meydana getirdiği en önemli eser ise müze ve buna bağlı olan kütüphane idi. Kurulması için saray civarında ve güzel bir yer seçildi. Müzede o devirde bilinen bütün ülkelerdeki hayvan ve bitkilerin bir örneği vardı. Ayrıca botanik bahçesi ve bir rasathane bulunuyordu. Otopsi yoluyla insan vücudunun incelenmesi için bir anatomi salonu açılmıştı. Bu bilim sitesinde fizik, kimya, tıp, astronomi, matematik, felsefe, edebiyat, ve fizyoloji bilgileri için evler yapılmıştı.

Müzenin en önemli bölümü kütüphanesiydi. Kütüphanenin müdürü, bulabileceği her yazılı eseri alma yetkisine sahipti. Mısır’a giren her kitabın buraya götürülmesi mecburiyeti vardı. Kitabın burada bir nüshası çıkarılıp sahibine verilir, kitabın aslı ise kütüphanede kalırdı. Bir taraftan da yurt dışına gönderilen memurlar, başka ülkelerde buldukları kitapları satın alıp, getirirlerdi. Böylece, o zamana kadar birçok bilime ait dağınık halde ve kaybolmaya mahkum durumda olan eserler emin bir yerde toplanmış oldu.


Kütüphanenin Yakılışı


Genel kanı bu kütüphanenin, çıkan çeşitli fanatik görüşler nedeniyle, antik Pagan tapınakları ve yapıların imhası sırasında Hıristiyanlar tarafından yakıldığı yönündedir.

Bu görüşe göre 391 yılında Bizans’ın Mısır Valisi Theophilos, İskenderiye’de Mısır’ın eski din mensuplarına ait Osiris tapınağının yeri olan bir arsayı, kilise inşa edilmesi için Hrıstiyanlar’a verdi. Burada yapılacak kilisenin temel kazıları sırasında üzerinde eski dine ait yazılar bulunan bir taş çıktı. Hıristiyanlar bunu bir alay konusu yaptılar. Bu olay şehirde oldukça kalabalık halde bulunan putperestleri kızdırdı ve sonunda İskenderiye’de dini bir ayaklanma çıktı. İki taraf çarpıştı, insanlar kitle halinde kılıçtan geçirildi. İskenderiye Kütüphanesi’nin olduğu bölge yerle bir edildi. İmparator I. Theodosius, valiye başka büyük şehirlere göre eski dinin İskenderiye’de hala neden bu kadar canlı olarak devam ettiğini sorunca, buna sebep olarak İskenderiye Kütüphanesi’nin eski putperestlik kültürünü devam ettiren kitaplarını ileri sürdü. İmparator, bunun üzerine hepsinin yok edilmesini emretti. İskenderiye Kütüphanesi’ndeki tüm eserler şehrin hamamlarına dağıtılarak yaktırıldı ve böylece insanlık tarihinin bu bilim ve kültür hazinesi yok oldu.

Daha önceleri bu kütüphanenin şehrin Müslümanlar tarafından alınmasından kısa bir süre sonra ikinci İslam Halifesi Hz. Ömer’in emriyle Mısır Fatihi Amr İbnül-As tarafından yakılarak yok edildiği ileri sürülmüştür.

Kütüphanenin Sezar tarafından, İskenderiye'yi kuşattığı sırada yok eldiği görüşü de çeşitli tarihi eserlerde yer almaktadır. Kütüphanenin varlığını 4. yüzyıla kadar sürdürdüğü bilinmektedir. Sezar'ın kuşatmasında sadece bir bölümünün zarar görmüş veya yıkılmış olduğu da düşünülmektedir.

Yakılan İskenderiye kütüphanesinin bulunduğu alanda Yeni İskenderiye Kütüphanesi yapılmış ve 2002 yılında hizmete açılmıştır.


Yeni İskenderiye Kütüphanesi

Kadim İskenderiye Kütüphanesi'nin varolduğu sanılan alana 1995-2002 yılları arasında inşa edilmiştir. Ağa Han Mimarlık Ödülleri programında 2000-2004 dönemi ödülünü kazanan yapının mimarisi Snøhetta/Hamza Consortium şirketine aittir.



Arşimed’i coşturan kütüphane: İskenderiye!






Bazı araştırmacılara göre kütüphane adeta üniversitenin ana unsuru haline geliyor. Arşimed, suyun kaldırma kuvvetini bu kütüphanede yaptığı çalışmalar sonunda keşfederken, Eratosthenes dünyanın çapını, Öklit ise geometrinin kurallarını İskenderiye ve kütüphanede yaptığı araştırmalarla ortaya koyuyor.


İskenderiye sahil şeridinde Memlüklerin kudretli sultanı Kayıtbay’ın inşa ettiği kaleye doğru ilerlerken aniden tarihî bir yolculuğun içinde buluyoruz kendimizi. Arkasını İskenderiye Üniversitesi’ne yaslayan, yüzünü mavi Akdeniz’e çeviren, yarısı yere saplanmış bir daire görüntüsündeki İskenderiye Kütüphanesi, sanki 2.300 yıl öncesinin esintilerini günümüze taşıyor. Tıpkı Keops, Kefren, Mikerinos piramitlerinin tarih sayfalarından fışkırırcasına Giza’da 5.500 yıldır ayakta durması gibi.

160 metre çapında, 40 dönümlük bir alan üzerinde kurulu bu modern mimarinin alüminyum ve camdan yapılan çatısı, gün doğumundan batımına kütüphanenin içini aydınlatacak şekilde tasarlanmış. Bilgisayar mikroçipinden esinlenerek inşa edilen kütüphanenin yalıtımı, tıpkı uçaklarda olduğu gibi güneşin en şiddetli ışınlarını bile rahatlıkla engelleyebiliyor.

İskenderiye, daha önce küçük bir balıkçı köyü iken Avrupa’nın ortalarından Afganistan’a kadar büyük bir imparatorluk kuran Büyük İskender tarafından inşa ediliyor ve daha sonra Mısır’ın başkenti yapılarak adeta firavunların gözdeleri Kahire ve Luksor gibi kentleri gölgede bırakmaya başlıyor.

M.Ö. 3. yüzyıl başlarında Büyük İskender’in yerine Mısır’da hükümranlıklarını Ptolemy hanedanlarından 2. Ptolemy tarafından inşa edildiği tahmin edilen kütüphane, dönemin bilim merkezi haline geliyor. Dünyanın dört bir yanına gönderdikleri araştırmacıların Asur, Çin, Yunan, Roma ve pek çok yerden getirdiği orijinal kitapların yekününün 500 bini bulduğu öne sürülüyor. Hatta bazı efsanelere göre Ptolemaik krallar, İskenderiye Limanı’na yanaşan her gemiden ellerindeki tüm kitapları kütüphaneye bağışlamalarını istermiş.

Öyle ki, Yunanlı Herodot’un dünyanın yedi harikası arasında yer verdiği İskenderiye Feneri’ni bile gölgede bırakan kütüphanede günümüz biliminin bazı temellerini atan pek çok felsefeci ve bilim adamı da ya burada araştırma yapmış ya da araştırmalarıyla kütüphaneyi zenginleştirmiş. Bu isimlerin başında Yunan felsefesinin iki önemli ismi Plato ve Socrates geliyor.



Arşimed, İskenderiye’de ‘buldum, buldum’ demiş!







Dünyanın ilk üniversitesinin bu şehirde kurulduğunu öne süren bazı araştırmacılara göre, kütüphane adeta üniversitenin ana unsuru haline geliyor. Arşimed, suyun kaldırma kuvvetini bu kütüphanede yaptığı çalışmalar sonunda keşfederken, Eratosthenes dünyanın çapını, Euclid ise geometrinin kurallarını İskenderiye ve kütüphanede yaptığı araştırmalarla ortaya koyuyor. Ptolemy ise yazdığı Almagest’i ile kâinatın oluşumu konusunda bilimsel bir çığır açıyor. Dünyada önde gelen 11 alfabeden harflerin granitten yapılan dış duvarlarına işlendiği İskenderiye Kütüphanesi’nin içi ise teras şeklinde tasarlanmış. 3.500 kişinin aynı anda araştırma yapıp kitap okuyabileceği kütüphane 10 milyon kitap alabilecek kapasitede. Ancak şu anda ancak 700 bin kitap ve elyazmasının bulunduğu ifade ediliyor.

Kütüphanede M.Ö. kalma yaklaşık 10 bin eser bulunuyor. Kütüphanenin inşa edilmesiyle birlikte başta İspanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler kütüphanelerinde bulunan pek çok eserin ya kopyasını ya da mikroçiplerini bağışlıyor. Kütüphaneye eser bağışlayan ülkeler arasında Türkiye de ön sıralarda. Özellikle Osmanlı dönemine ait çok sayıda eser Türkiye’den Mısır’a gönderiliyor. Kütüphanedeki eserler arasında Roma, Bizans, Büyük İskender, Araplar ve Türklerin dönemine ait elyazması kitaplar, heykeller, haritalar, fotoğraflar bulunuyor. İskenderiye Üniversitesi’nin hemen ön tarafında yer alan kütüphanenin yanına inşa edilen planetaryum (yıldız evi), havuz ve büyük bir plaza da kütüphanenin modern yapısını tamamlıyor.

Mısır hükümeti ve UNESCO tarafından 200 milyon dolardan fazla bir maliyetle yaklaşık on yılda inşa edilen kütüphane, 2002 yılında aralarında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ve Yunanistan Cumhurbaşkanı Costas Stefanopoulos’un da bulunduğu dünyanın önde gelen pek çok liderinin de yer aldığı bir törenle hizmete giriyor.



Hz. Ömer’e iftira!

Günümüzde kütüphanenin varlığı ile ilgili farklı tartışmalar olduğu gibi nasıl yok olduğu da büyük bir muamma. Ancak tarihçilerin önemli bir bölümü Roma İmparatoru Sezar’ın kütüphaneyi istemeden yaktığını düşünüyor. Mısır’da tahtını korumaya çalışan Kleopatra’ya yardıma gelen dönemin ihtişamlı imparatoru Sezar, İskenderiye’ye vardığında limanda büyük bir direnişle karşılaşıyor. Sezar da direnişi kırmak için düşmanlarının gemilerini ateşe veriyor. Ateş hızla denizin yanıbaşında yükselen şehre sıçrıyor ve şehrin büyük bir bölümüyle birlikte kütüphane de yanıyor.

En ilginç iddia İslam düşmanlığıyla bilinen Papaz Gregory Bar Hebraus’un, kütüphanenin Hz. Ömer’in emriyle yakıldığı iddiasıdır. Amr bin As komutasındaki İslam ordusunun 639 yılından itibaren Mısır’ı fethetmesiyle birlikte İskenderiye de Müslümanların eline geçiyor. Ancak Mısır’ın Müslümanların eline geçmesinden tam üç yüz yıl sonra kütüphanenin Müslümanlar tarafından yakıldığını iddia eden Hebraus, bu iddiasını da Hz. Ömer’e atfen şu şekilde destekliyor: ‘Amr bin As, İskenderiye’yi alınca Halife Ömer’e mektup göndererek kütüphanenin akıbetini soruyor. Ömer de cevabında ‘Eğer bu Grek yazmaları Allah’ın kitabı ile uyumlu ise karışmayın, yok eğer Allah’ın kitabına ters iseler yakın.’ demiş ve kitapların yüzü dahi açılmadan hepsi altı ayda yakılmış.

Çok iddialı bir yapı olmasına rağmen kütüphane, açıldığı günlerdeki popülaritesinin çok gerisinde bulunuyor. Buna bir çözüm olarak 1822 yılında Mehmet Ali Paşa tarafından Kahire Bulak’ta kurulan tarihî matbaayı kütüphaneye taşımakta bulan İsmail Serageldin yönetimi bu şekilde gelen ziyaretçilerin dikkatini daha fazla çekmeyi başarmış. İnşa ettiği ilk Arapça matbaa ile Osmanlı’ya adeta kafa tutmaya başlayan Mehmet Ali Paşa, ilk olarak Arapça-İtalyanca sözlük bastırıyor. Daha sonra pek çok dergi ve kitap burada basılıyor. Bulakta basılan ilk Türkçe eser ise Almanca’dan çevrilmiş Vesâyânâme-i Seferiyye adlı Prusya Kralı II. Frederich’in seferlerini anlatan bir kitap.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Google

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

My Popularity (by popuri.us)